İçeriğe geç

Garson işi zor mu ?

Garson İşi Zor Mu?

Garson olmak… Bazen bir işten çok, hayatta kalma savaşı gibi hissedilebilir. İzmir’de, kordon boyunda bir kafede çalışırken, o masanın arkasında sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar koşturmak, insanı hem bedenen hem de ruhen yıpratabilir. Peki, garsonluk işi gerçekten zor mu? Yoksa herkesin biraz daha sağa kayarak eğildiği, azıcık gülümsediği, bazen de “Evet, bunlar bana bakarken, bende dikkat çekmeye çalışan en büyük aktörüm” dediği bir alan mı?

Daha doğrusu… Bir garsonun dünyasında sabah kahvesini içip, çaya “duble” diyeceğinizden, yemek gelene kadar siparişi değiştirmek isteyen müşterilere kadar bin bir çeşit deneyim yaşanır. Gerçekten de işin içinde mizah, sabır, enerji, denge ve insan ilişkileri bulunur. Ama gelin, önce bir garsonun gözünden bakalım.

“Bize bir kahve, sütlü, şekersiz, soğuk, ama sıcak olsun!”

Garsonun işe başlama saatinden, akşam vaktine kadar yaşadığı değişik diyalogların komedisi zaten başlı başına bir şov. Çalıştığım yerde, kahve siparişleri ve içecekler, tıpkı bir buz dağının görünen kısmı gibidir. Yani, siparişi aldıktan sonra, aslında başlamış olan başka bir yolculuğun başıdır: “Duble olmasın! Ama biraz şeker koy, az olsun… Yani, sıfır şeker koyun, ama tatlı olsun!” – Evet, bu konuşmalar her gün yaşanır. Biz garsonlar da bunlara, ne kadar garip olursa olsun, en içten gülümseme ile karşılık veririz.

Bir gün kafede çalışan arkadaşım Halil, sipariş alırken kendine özgü bir yöntem geliştirmişti. “Afedersiniz, sütlü mü, şekersiz mi, soğuk mu, sıcak mı, tatlı mı?” diye soruyordu. “Bunları doğru almazsanız, sizin için siparişi yine baştan alıyoruz!” Düşünsenize, kendini profesyonel bir barista gibi hisseden Halil, bir yandan sipariş alırken bir yandan da siparişin nasıl yapılması gerektiğini hayal ediyordu. Tüm bunları yaparken tek bir hedef vardı: Masadaki insanları kaybetmeden hizmeti sunmak.

Garsonluk İşi: Yavaş, Hızlı, Hızlı, Yavaş

Bir garsonun hayatı, zaman zaman bir hız trenine dönüşebilir. Müşterilerin siparişleri, bacaklarımızla doğru orantılı olarak daha hızlı gelir. Ama bir yandan da, restoranın mutfak ekibi, adeta bir orkestranın ilk notasını bekler gibi, doğru anı beklemektedir. Hızlıca siparişi alır, siparişi mutfağa iletiriz. Ama bir dakika, bir şey unuttuk! 5 dakika sonra geri dönüp “Kusura bakmayın, en başta unuttuğum bir şey vardı: Kola!” deyip gülümsemek zorundasınız. (Evet, bunu her zaman ben yaparım. İtiraf ediyorum.)

Sonra, yemeklerin arka arkaya geldiği o anlar gelir. “Beyefendi, tabağınız bu. Sadece tabak çeyrek milimetre sağa kayarsa, size yemin ederim, yemek soğur!” diye haykırmak istersiniz, ama tabii, soğukkanlı olmalısınız. O arada, gelen her yeni siparişle daha da hızlı koşmaya başlarsınız, ancak 10 dakika sonra “Ya, durun, birini kaybettim galiba!” diye düşünürsünüz.

Bunun en trajik örneği, kendimden. Bir gün kafede, 15 dakikada 7 masaya yemek getirmek için koşarken, dökülen suyun sesi hala kulaklarımda çınlar. Suyun döküldüğü masada, kendini “Daha bir su istemiştim ama, fark etmedin mi?” diyen müşteriye karşı, ben gözlerimle “Yaşım 25, burada işteyim, ama bazen insan olma yeteneğimi kaybediyorum” derken fark ettim ki… Bu işin bana verdiği en değerli şeyin sabır olduğunu düşünüyorum.

“Sürekli Espri Yapan Garson: Şirin ya da Sinirli?”

Herkes bir masaya gittiğinde şirin garson ister. Yani, masaya gelen, hoş geldin diyerek espri yapan, kahve siparişi verirken bile ortamı neşelendiren, o “yapıcı” ve “canlı” gülüşleriyle size yaklaşan bir garson. Tabii, işin içinde mizah olan her şeyde olduğu gibi, garsonun işini yapmak, bir bakıma zor. Ama bu, insanın içsel dürtülerine zıt bir durum yaratıyor. Garson olmak, bir yanda hep gülümsemek, espri yaparken sabırlı olmak, diğer yanda ise içinde olduğu zorluklarla başa çıkmak zorundasınız.

Benim işin en eğlenceli kısmım, arkadaşlarıma çaktırmadan masaya gelen müşterilere espriler yapmaktır. Ancak bu “şirin espri” anlayışı bazen müşterilerin sinirini bozabiliyor. Özellikle “Bize en tatlı, soğuk ama sıcacık kahve” diyenlere verdiğimiz cevaplar, bir yerden sonra komik olmaktan çıkıp “Sinir bozucu” hale geliyor. İşte bu anlarda, garsonun yapması gereken en önemli şey: İçsel sabır.

Mesela bir gün, “İçecek tabağını hazırlarken arka arkaya 3 masadan gelen ‘Benim siparişim yok mu?’ sorusunu gördüğümde, iç sesim bana ‘Bunu nasıl tolere ediyorsun?’ dedi. Ben de düşündüm ki, iç sesimle konuşmak benim için zor ama en azından işin eğlenceli tarafı!”

Garsonluk İşi Zor Ama Aynı Zamanda Eğlenceli!

Garsonluk, gerçekten zor bir iş. İnsanları memnun etmek, hızlı düşünmek, aynı anda beş şey yapmak, bazen yavaşlamak ve sabır göstermek gerektiriyor. Ama aynı zamanda eğlenceli. Hem mizahınızı, hem de insan ilişkilerinizin temellerini zorlayabileceğiniz bir iş. İzmir’de deniz kenarında bir kafede çalışmanın o eğlenceli kısmı da burada devreye giriyor. Yani, müşteri bazen çok sinirli olabilir, ya da bazen gözünüzden kaçan bir detay için özür dilemek zorunda kalabilirsiniz. Ancak, insanları güldürmek ve iyi bir hizmet sunmak için gösterdiğiniz çaba, size o gülümsemeyi geri verir.

Sonuç olarak, garsonluk işi zor mu? Evet, zor. Ama bu işin içinde biraz eğlence ve espri varsa, zor olanı eğlenceli hale getirebilirsiniz. En nihayetinde, her gün koşuştururken gülümsemek, siparişleri hızla alıp bırakırken “Bize bir tatlı lütfen!” diye espri yaparken, bir kahve değil, gerçek anlamda bir mutluluk servis ediyorsunuz. Hem de iç sesinizin her zaman “Evet, ben hâlâ gülüyorum” diyebilmesini sağlıyorsunuz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mecidiyeköy escort
Sitemap
ilbetgir.net